21 Mayıs’tan Sonra: Bu Günün Çerkes Dünyasına Gösterdikleri

21 Mayıs Geride Kaldı. Şimdi Bundan Ne Dersler Çıkardığımızı Anlama Zamanı
“Habze” Çerkes Sosyo-Politik Teşkilatı bünyesindeki Stratejik Araştırmalar Merkezi, Çerkes dünyasındaki gelişmeleri yakından takip etmeye devam ediyor. Bugün, geride bıraktığımız anma etkinliklerine dair bazı düşüncelerimizi paylaşmak, ön değerlendirmeleri yapmak ve geleceğe yönelik bir dizi öneri sunmak istiyoruz.
Rus-Kafkas Savaşı kurbanlarını anma günü bu yıl bir kez daha gösterdi ki: Çerkesler için 21 Mayıs, takvimdeki resmi bir tarihten ya da her yıl “adet yerini bulsun” diye yapılan sıradan bir ritüelden ibaret değildir. Bu gün; halkımızın hafızasını, örgütlenme düzeyini, anavatan ile diaspora arasındaki bağı, marjinal sloganlara kaçmadan ama içinde bulundumuz zorlu koşullara da teslim olmadan bu trajedi hakkında konuşabilme kabiliyetini sınayan ve halkımızın mevcut durumunu ortaya koyan bir mihenk taşıdır.
Nalçik: Canlı Katılımın Gücü ve Baskı Sorunu
Kabardey-Balkar’ın başkenti, beklendiği gibi bu anma gününde de olayların merkezinde yer aldı. Nalçik’te 21 Mayıs’ta, kolluk kuvvetlerinin önceden yaptığı uyarılara rağmen geleneksel anma yürüyüşü gerçekleştirildi. OC Media’nın verilerine göre, yaklaşık bin kişi tren istasyonundan Mutabakat (Soglasie) Meydanı’na ve ardından “Hayat Ağacı” anıtına kadar yürüdü. Yürüyüşün arifesinde, 1763’ten 1864’e kadar süren 101 yıllık savaşı simgelemek amacıyla anıtın önünde 101 mum yakıldı. Katılımcıların kaldırımlardan ilerlediği yürüyüş, barışçıl ve son derece sakin bir şekilde tamamlandı. Bu yıl yürüyüşe ve anma etkinliklerine katılanların sayısının, kötümserlerin beklentilerini fazlasıyla aştığını memnuniyetle belirtmek isteriz. Özellikle Nalçik’te iki farklı yaklaşımın karşı karşıya gelişi çok net hissedildi: tabandan gelen canlı toplumsal hafıza ile iktidarın ihtiyatlı ve kontrolcü mantığı. Bununla birlikte, şu gerçeğin altını çizmek gerekir: Yürüyüş son derece huzurlu bir atmosferde geçti. Adığeler bir kez daha olgun ve disiplinli bir duruş sergiledi.
Şunu hatırlamak özellikle önemlidir: Birkaç yıl öncesine kadar Nalçik’teki etkinliklerin kapsamı çok daha genişti. 2019 yılında atlı yürüyüş açık ve son derece organize bir şekilde gerçekleştirilmişti; polis şehir merkezini trafiğe kapatmış, süvariler hipodrom bölgesinden başlayarak Baksan Yolu, Osetinskaya Caddesi ve Lenin Caddesi üzerinden “Hayat Ağacı”na kadar ilerlemişti ve bu güzergahın kendisi anma ritüelinin ayrılmaz bir parçasıydı. Daha sonra, 2020-2021 yıllarındaki pandemi arasının ardından baskıların giderek arttığı bir dönem başladı: 2022’de yetkililer izin vermemesine rağmen halk yine de sokaklara çıktı; sonraki yıllarda ise yürüyüş, yetkililerin atlı korteji durdurma veya engelleme girişimleri eşliğinde, daraltılmış bir çerçevede de olsa devam etti. Bu yıl insanlar şehirde yine yürüdü, ancak bu kez sadece kaldırımlarda ve geleneksel atlı kortej olmadan. Dolayısıyla gelecekteki görevimiz, sadece anıt önünde toplanabilme imkanını korumak değil; 21 Mayıs’ın tam ve vakur formatını geri kazanmaktır: merkezi caddede yaya yürüyüşü, atlı kortej, ulusal bayraklar, dualar, matem disiplini ve halkın, hayatını kaybeden atalarının anısına kendi başkentinin caddelerinde yürüyebilme hakkı.
Yerel yetkililerin kararlarında tamamen bağımsız olmadıklarını, Moskova’ya bakarak hareket ettiklerini ve kendi endişeleriyle hareket alanlarını daralttıklarını biliyoruz. Ancak bu durumda her iki tarafın da birbirine karşı dürüst olması gerekir.
Çerkes aktivist çekirdeğinin ve genel olarak toplumun, özellikle Ukrayna’da devam eden savaşın yarattığı hassas ortamda, suçlamalara ve kısıtlamaların sıkılaştırılmasına zemin hazırlayacak gerekçeler vermemek adına yüksek bir disipline ihtiyacı vardır. Yerel makamların ise sivil topluma daha fazla güvenmesi ve bu matem gününü Çerkeslerin sadakat testine dönüştürmeyecek bir siyasi olgunluk sergilemesi gerekmektedir. Bunca yıl boyunca 21 Mayıs etkinliklerine katılanlar hiçbir zaman kamu düzenini tehdit edecek bir duruma sebeyiyet vermemişlerdir; cumhuriyetteki huzur ve barışa en az bürokratlar kadar değer vermektedirler. Hatırlamayı bilen bir halk, mutlaka geçmişte yaşıyor demek değildir; sadece kendi tarihinde neyin önemli olduğuna ve nelerin unutturulabileceğine başkalarının karar vermesine izin vermiyor demektir.
Şunu hepimiz çok iyi anlamalıyız: Toplumsal hafıza idari baskılarla yok edilemez. Hafıza ya medeni bir şekilde kurumsallaşır ya da kontrolü daha zor, öngörülemez ve kendiliğinden gelişen mecralara kayar.
Çerkesk ve Maykop: Resmi Formatın İstikrarı ve Halk Hafızasının Bürokrasi Çarklarında Sıkışması Riski
Karaçay-Çerkesya’da etkinlikler daha resmi ve üzerinde uzlaşılmış bir formatta gerçekleşti: Çerkesk’te Rus-Kafkas Savaşı kurbanları anıtı önünde bir matem mitingi düzenlendi, çiçekler bırakıldı ve saygı duruşunda bulunuldu. Etkinliğe sivil toplum kuruluşları, din adamları, kamu otoriteleri, gençler ve cumhuriyetteki farklı halkların temsilcileri katıldı. Habez bölgesindeki etkinlikler ise daha samimi bir ortamda sokak yürüyüşleriyle gerçekleştirildi.
Ancak Çerkesk’te de sadece gerçekleşenleri değil, kaybedilenleri de görmek gerekir. Daha 2015 yılında belediye, aktivistlerin şehir caddelerinde atlı yürüyüş yapmasına izin vermemişti. Bununla birlikte, yaya olarak anma geleneği bir süre daha devam etti: 2018’de Karaçay-Çerkesya’da hâlâ matem yürüyüşleri ve mitingler düzenleniyordu, 2022’de ise Çerkesk’te 500’den fazla insan anma yürüyüşü ve mitingine katılmıştı. Sonrasında bu format giderek daralarak anıt önünde toplanma, dua ve çiçek bırakma sınırına çekildi. Tüm bunlar elbette önemli ve gereklidir, ancak kesinlikle yeterli değildir. Çerkesk, adında halkımızın adını taşıyan bir cumhuriyetin başkentidir; bu nedenle 21 Mayıs’ta barışçıl bir yürüyüşün şehir meydanlarına geri dönmesi bir radikalleşme değil, halk hafızasının doğal ve vakur bir biçimde iadeiitibarı olarak görülmelidir.
Adıgey’de ise merkezi etkinlik, Rus-Kafkas Savaşı’nın sona ermesinin 162. yıldönümü vesilesiyle Maykop’ta, Adıgey Cumhuriyeti Tiyatro Birliği binasında düzenlenen ağıt/rekviem programı oldu. Bunun yanı sıra mum yakma, konuşmalar, kültürel ve eğitici programlar gibi geleneksel anma etkinlikleri de gerçekleştirildi.
Fakat Maykop’ta da benzer bir sorunla karşı karşıyayız: Hafıza korunuyor ancak bunun sokaktaki, halkla bütünleşen canlı formatı zayıflatıldı. Merkezi caddedeki matem yürüyüşü 2018 yılında hâlâ güçlü bir şekilde yapılıyordu; şehir parkından “Birlik ve Uyum” kompleksine kadar yaklaşık 1.500 kişinin katılımıyla gerçekleşmişti. 2021 yılında pandemi kısıtlamaları bahanesiyle iptal edilen bu yürüyüş, sonrasında tamamen salon programlarına, dualara, mumlara ve sahne etkinliklerine sıkıştırıldı ve şehirde geniş çaplı bir yürüyüş yapılmadı. Atlı kortej ise daha da önce devreye dışı bırakılmıştı: Kuzey Kafkasya’da atlı katılım geleneği o dönemde hâlâ canlı olmasına rağmen, 2016 yılında Maykop’taki matem yürüyüşüne atlıların katılmasına izin verilmedi. Dolayısıyla Adıgey’de de resmi etkinliklerden vazgeçmek değil, formatı genişletmek hedeflenmelidir: Maykop’a sadece sahne, salon ve protokol yetmez; sokak, hareket, gençlik, bayraklar, süvariler ve canlı bir halk anma ritüeli gereklidir.
Bu doğrultuda, Çerkesk ve Maykop’ta bu yıl daha çok kurumsal bir hafıza modeli ön plandaydı. Bu formatın güçlü yönleri var: Kararlı, düzenli, geniş kitleler tarafından daha kolay kabul görüyor ve gereksiz gerilimlere yol açmıyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde ise hafızanın fazla resmiyet kazanması ve sıradanlaşması riski bulunuyor. Matem tamamen konser salonlarına çekildiğinde, protokol ve resmi konuşmalarla sınırlandırıldığında, gençler bu günü kendi kişisel meseleleri olarak hissetmekten uzaklaşabilirler.
Bizim kanaatimize göre en doğru yol, resmi ve sivil formatları karşı karşıya getirmek değil, onları uyumlu bir şekilde birleştirmektir. Toplumsal hafıza canlı olmalı, her birimiz tarafından derinden yaşanmalıdır.
Diaspora: Özgür Ses ve Pratik Projelere Duyulan İhtiyaç
Diaspora 21 Mayıs hakkında daha doğrudan ve açık konuşuyor. Orada “soykırım”, “sürgün”, “geri dönüş hakkı” ve “tarihsel adalet” gibi ifadeler daha sık duyuluyor. Bu çok doğaldır; çünkü tarihi Çerkesya sınırları dışında içsel kısıtlamalar daha azdır ve diasporanın kendisi muhaceret trajedisinin doğrudan bir sonucudur.
İstanbul’da, “Kavkazsky Uzel” (Kafkas Düğümü) haber portalına göre, anma eylemi Beyoğlu Belediyesi yakınlarında gerçekleştirildi. Ancak uzun yıllardan sonra ilk kez aktivistlerin Rusya Başkonsolosluğu’na yaklaşarak matem çelengi bırakmasına izin verilmedi. Organizatörler soykırımın tanınması, özür dilenmesi, sürgün edilen ataların iadeiitibarı ve diasporanın vatana geri dönüş hakkı gibi talepleri dile getirdiler. Nalçik’in kardeş şehri olan Kayseri’de ise çok geniş katılımlı bir matem yürüyüşü yapıldı. Türkiye’nin diğer birçok şehrinde de geleneksel anma etkinlikleri gerçekleştirildi.
Suriye Çerkeslerinin Şam ve Halep’te düzenledikleri kitlesel etkinliklerle gösterdikleri hareketliliği de ayrıca belirtmek gerekir. Bu son derece değerlidir: Savaşın en ağır koşullarında bile Suriye Çerkesleri ortak tarihi hafıza ile olan güçlü bağlarını korumaktadırlar.
Farklı bir ifadeyle, bu yıl 21 Mayıs aynı anda birkaç boyutta hayat buldu: Matem, sivil eylem, kültürel hafıza, diaspora mobilizasyonu ve kuşaklar arası sürekliliğin siyasi bir ilanı olarak.
Ana Sonuç: Hafıza Yaşıyor
İlk ve en önemli sonuç son derece yalındır: Hafıza yaşıyor. Üstelik bu hafıza sadece resmi yapılar desteklediği için yaşamıyor; insanlar kendileri geldiği, yürüdüğü, mum yaktığı, bayrak taşıdığı, çocuklarını getirdiği, yazılar yazdığı, videolar çektiği, tartışmalar düzenlediği, acıyı derinden hissettiği ve bu güne saygı gösterilmesini talep ettiği için yaşıyor. Çerkeslerin 21 Mayıs’taki birliği özellikle güçlü bir şekilde hissediliyor.
Birçok halkın geçmişle olan canlı bağlarını yavaş yavaş kaybettiği ve kimliklerini yüzeysel, dekoratif işaretlere dönüştürdüğü günümüzde bu durum son derece kıymetlidir. Çerkesler için 21 Mayıs henüz içi boş bir sembole dönüşmedi. Bu tarihte hâlâ canlı bir acı, hareket ve yapıcı bir enerji var.
Ancak tam da bu noktada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Biz bu enerjiyi nasıl değerlendiriyoruz?
Eğer 21 Mayıs’tan geriye sadece sosyal medyadaki fotoğraflar, resmi nutuklar ve yaşanan trajedinin anısıyla çöken bir burukluk kalıyorsa, bu yetersizdir. Anavatan ile diaspora arasında kurulacak güçlü bir köprü hayati derecede önemlidir. Her birimizin kendine has koşulları, kısıtlamaları, güçlü ve zayıf yönleri var. Örneğin Kafkasya’daki temel faktörler dış baskı ve mecburi ihtiyat iken, diasporada ise yüksek asimilasyon riski ve anavatandaki gerçek süreçlerden kopukluktur. İşte bu yüzden, en savunmasız olduğumuz alanlarda koordinasyona ve karşılıklı desteğe ihtiyacımız var. Eğer anma günü her yıl yeni buluşmalar, bilimsel araştırmalar, gençlere yönelik eğitim projeleri ve tarihi Çerkesya ile diaspora arasında canlı bağlar kurmadan sadece aynı senaryoyu tekrarlıyorsa, bu durum onun potansiyelini tam olarak kullanamadığımız anlamına gelir.
Genel Organizasyonel Sonuçlar
Birincisi — Halk hafızası canlı ve güçlüdür. Kısıtlamalara rağmen insanlar katılım sağlamanın yollarını bulmaktadırlar. İçimizde ulusal kimlik ve sivil bilinç son derece diridir.
İkincisi — Birlik coğrafyası varlığını korumaktadır: Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes, Adıgey, Çerkesya’nın Karadeniz kıyıları, Türkiye, Ürdün, Suriye, İsrail, Avrupa ve ABD. Formatlar farklı olsa da bu tarih, bölünmüş halkı birbirine sıkıca bağlamaktadır.
Üçüncüsü — Ulusal semboller işlevini sürdürmektedir. Mumlar, bayraklar, anıtlar, kadim ağıtlar ve saygı duruşları sıradan dekoratif unsurlar değil, kolektif hafızanın canlı dilidir. Ancak bu dil, sürekli olarak yeniden düşünülmeyi, deneyim paylaşımını ve her yıl daha da geliştirilmeyi gerektirir.
Dördüncüsü — 21 Mayıs giderek sadece bir yas günü olmaktan çıkıp geleceğin tartışıldığı bir kürsüye dönüşmektedir: Dilin korunması, gençlerle çalışmalar, diasporanın gelişimi, vatana dönüş (repatriyasyon), tarihi onurun savunulması ve halkın kendi sesine sahip çıkma hakkı gibi.
Beşincisi — Yaya yürüyüşleri ve atlı kortezler ikincil detaylar olarak görülemez. Bunlar tarihi hafızanın kendine has, sembolik bir dilidir. Tarihi savaşla, sürgünle, yollarla, atçılık kültürüyle ve parçalanmış bir coğrafyayla yoğrulmuş bir halk için, kendi şehirlerinin caddelerinde hareket halinde olmak kutsal bir anlam taşır. Anıt önündeki miting “Hatırlıyoruz” der. Yürüyüş “Yolumuza devam ediyoruz” diye haykırır. Atlı kortej ise “Tarihsel sürekliliğimizden vazgeçmiyoruz” mesajını verir.
Neler Geliştirilebilir?
Birincisi. Çerkes Bayrağı Günü vesilesiyle daha önce sunduğumuz önerilerimize benzer şekilde, 21 Mayıs etkinliklerine dair ortak bir dijital arşiv oluşturulmalıdır (en azından Adığelerin yaşadığı ülkeler bazında): Etkinliklerin nerede ve nasıl yapıldığı, kaç kişinin katıldığı, hangi temel fikirlerin dile getirildiği kaydedilmeli, fotoğraf, video ve basın yansımaları derlenmelidir. Bu arşiv, uluslararası kuruluşlarda ulusal çıkarların savunulmasında, belgesellerin, bilimsel makalelerin, sergilerin hazırlanmasında ve gelecekteki kitlesel etkinliklerin organize edilmesinde paha biçilmez bir kaynak olacaktır.
İkincisi. Bir “değerlendirme günü” gereklidir. Bunu hemen ertesi gün, yani 22 Mayıs’ta yapmak şart değildir; ancak hafızalar tazeyken ve toplumsal yankı devam ederken sıcağı sıcağına yapmak önemlidir. Bu, resmi bir rapor sunumu değil; nelerin başarıldığı, nelerin eksik kaldığı, hangi derslerin çıkarılması gerektiği ve gelecek yıl için hangi hedeflerin konulacağı üzerine samimi ve yapıcı bir analiz olmalıdır. Bu çalışma hem yüz yüze hem de çevrim içi ortamda, anavatandaki aktivistler ile diaspora temsilcileri arasında ortak video konferanslar düzenlenerek gerçekleştirilmelidir.
Üçüncüsü. Gençlerle yapılan çalışmaların niteliksel olarak güçlendirilmesi gerekmektedir. Gençleri sadece anma mitingine getirmek yeterli değildir. Bu günlerde gençlere hem kendi aralarında hem de büyüklerle sağlıklı bir iletişim kurabilecekleri alanlar açılmalıdır. İnternet çağında soydaşlarla yüz yüze kurulan iletişim, ulusal kimliğin ve sağlam ahlaki değerlerin şekillenmesinde eşsiz bir önem kazanmaktadır.
Ayrıca, toplumsal hayata ve halka hizmet yoluna yeni, yetenekli ve üretken Çerkeslerin kazandırılması son derece önemlidir. Burada, sivil toplum kuruluşları ile henüz bu kurumların dışındaki geniş kitleler arasında köprü olabilecek gayriresmi liderlere büyük bir rol düşmektedir. Etkinlikleri organize ederken kendimizi sadece derneklerin “üye listeleriyle” sınırlamamalıyız. Çeşitli ülkelerdeki soydaşlarımıza, hafızayı yaşatmanın ortak davamız olduğunu, birbirimizle ve tarihi Anavatanımızla olan içsel bağımızın en büyük göstergesi olduğunu anlatmalıyız. Kurumsal sadakati en ön sıraya koymamalıyız; halkımız, derneklerden, vakıflardan veya kültür merkezlerinden çok daha büyüktür. Bu kurumlar sadece halkın yararına çalışması gereken araçlardır. Aracın kendisini amaç haline getirmemeliyiz. Aktivistler hem dava arkadaşlarına hem de henüz toplumsal hayata dahil olmamış Çerkeslere samimiyetle el uzatmalıdır. İnsanları kurumsal sadakat şartlarıyla yormak yerine, ortak çalışmalara katılımlarını kolaylaştırmalı, onları insani yakınlık, düşük katılım eşiği ve şeffaf hedeflerle aramıza çekmeliyiz.
Dördüncüsü. Nalçik, Çerkesk, Maykop, Karadeniz kıyıları ve tarihi Çerkesya’nın diğer bölgelerindeki anma etkinliklerinin güzergah ve programları önceden ve hukuki olarak eksiksiz bir şekilde koordine edilmelidir. Buradaki mesele halk hafızasının var olmak için “izin istemesi” değildir. Olgun bir halk, haklarını hukuki, organizasyonel ve disiplinli bir yolla savunabilen, resmi makamlarla gereksiz çatışma zeminlerinden kaçınabilen halktır. Aktivistler yerelde haksız engellemelerle karşılaşsalar bile ellerinde yasal yollardan izin başvurusu yaptıklarına dair resmi belgeler bulunacak, bu da onlara tüm yasal ve gelensel kurallara uyduklarını yüksek sesle beyan etme konusunda tam bir ahlaki üstünlük sağlayacaktır. Yaya yürüyüşlerinin ve atlı kortejlerin geri getirilmesine özel bir önem verilmelidir: Eski ihtişamına hemen ulaşılamayacak yerlerde, daha kısa güzergahlarla, önceden belirlenmiş katılımcı sayılarıyla, sıkı bir yürüyüş disipliniyle, sorumlu koordinatörlerin varlığıyla ve net davranış kurallarıyla işe başlanmalıdır.
Beşincisi. Anma etkinliklerinde Çerkesya dışı sembollerin kullanımı konusunda ortak bir standart (unifikasyon) belirlenmelidir. Bu matem gününde omuz omuza durduğumuz kardeş halkların temsilcilerine derin bir saygı ve şükran duyuyoruz; ancak günün kendi özgün anlamının ve odak noktasının sulandırılmasına izin verilmemesi gerektiğine inanıyoruz. 21 Mayıs, Rus-Kafkas Savaşı’nın kurbanı olan, o dönem Kafkasya’nın en büyük halkı iken Rus İmparatorluğu’na karşı en çetin direnişi gösteren, en son boyun eğdirilen ve telafi edilemez devasa kayıplar yaşayan Adığelerin (Çerkeslerin) anma günüdür. Çerkes Bayrağı, o trajik yıllarda halkımızı birleştiren tek ulusal semboldür ve bu tarihle doğrudan bir bağ kurmaktadır. Başka sembollerin işin içine karıştırılması, anma etkinliklerinin özünü kaçınılmaz olarak dağıtacaktır. Dayanışmayı göstermek adına, her kardeş halktan sadece birer bayrak açılması makul bir orta yol olarak önerilebilir; bu, dayanışmayı göstermek için tamamen yeterlidir. Rusya Federasyonu resmi bayraklarına gelince, bunların kullanımı sadece devlet makamlarınca düzenlenen resmi programlara bırakılmalı, oralarda bile aşırıya kaçılmaması ve halkımızın kendi bayrağının gölgelenmemesi tavsiye edilmelidir.
Sonuç
21 Mayıs, halkın kendi tarihi yarasını kabul ettiği ve böylece geleceğe dair haklarını ilan ettiği gündür. Ancak hafızamız olgunlaşmalıdır. Sadece bir ağlama, sadece bir protesto ya da kuru bir resmi protokolden ibaret kalmamalıdır. Ulusal onurun, sivil disiplinin ve uzun vadeli milli stratejinin okulu haline gelmelidir. Bu 21 Mayıs’ın bilançosu açıktır: Anma etkinlikleri gerçekleşmiş, halk yüksek bir dayanışma sergilemiş, anavatan ile diaspora arasındaki bağların sağlamlığı teyit edilmiştir. Şimdi ortak görevimiz; Çerkes gündeminin dünya basınındaki temsil kalitesini artırmak, Nalçik, Çerkesk, Maykop ve tarihi Çerkesya’nın diğer şehirlerinde tam kapsamlı anma geleneklerini geri kazanmak için sistemli bir şekilde çalışmak ve tüm Çerkes dünyası ölçeğinde somut, gözle görülür sonuçlar doğuracak ortak bir stratejiyi hayata geçirmektir.
Çerkesya’da kalabilme hakkımızı korumak, Anavatanı unutmadan, halkımızın çıkarlarını savunarak ve vatana dönmek (repatriyasyon) isteyen tüm soydaşlarımıza bu imkanı fiilen sağlamak için kararlılıkla çalışmak hayati önem taşımaktadır.
Адыгэ лъэпкъыр Псэущ!
“Habze” Çerkes Sosyo-Politik Teşkilatı Stratejik Araştırmalar Merkezi.