Хабзэ Логотип Toplumsal ve Siyasi Örgüt

Çerkes Bayrağı Günü Kutlu Olsun!

Çok yakında, 25 Nisan’da hep birlikte milli bayrağımız gününü bir kez daha kutlayacağız.
Bu vesileyle, değerli kardeşlerim, bu anlamlı güne ve bir sembol olarak bayrağın ne anlama geldiğine dair bazı düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Açıktır ki bayrak sadece bir kumaş parçası, renk ve desenden ibaret değildir. Asla basit bir şey olamaz; çünkü o, tarihin, hafızanın ve anlamın bir özetidir. Bir halkın geçmişi, çektiği acılar, kendini nasıl algıladığı, onur duygusu ve geleceğe dair hakları onda yoğunlaşmış olarak toplanmıştır. Bayrak, kolektif “biz” kavramının görünür halidir. Bir halkın kendini köksüz, kaderi belli olmayan rastgele bir kalabalık olarak değil, onurlu bir topluluk olarak idrak ettiğinin göstergesidir. İşte tam da bu nedenle 25 Nisan’da kendimize ve başkalarına açıkça bir kez daha söylemeliyiz ki: Çerkeslerin kendi bayrağı, kendi tarihi hafızası, kendi adı ve bu dünyada kendi yeri vardır.

Gündelik hayatta nesillerin hafızalarına, yaşlıların anlattıklarına, kayıpların acısına, ataların görkemine, savaşlara ve zor zamanlara dağılmış olan her şey, bayrakta tek bir surette birleşir. O bize kim olduğumuzu, nelerden geçtiğimizi ve neyi korumakla yükümlü olduğumuzu hatırlatır. Milli bayrak göndere çekildiğinde sadece bir kumaş yükselmez; o halkın tarihsel bilinci ve kendi varlığına dair hafızası yükselir.

Öte yandan bayrağa olan yaklaşım daima çok şey ifade eder. İnsanların ona yaklaşımına bakarak pek çok şeyi anlamak mümkündür: hem başkalarının halkımıza karşı gerçek duygularını hem de kendi iç olgunluk derecemizi. Bayrağın saygı gördüğü yerde halkın kendisi de kabul görür. Onun aşağılanmaya, alay edilmeye, tesadüfi, önemsiz veya sadece sembolik bir şeymiş gibi gösterilmeye çalışıldığı yerde ise hedef alınan aslında kumaş veya sembolün kendisi değildir. Asıl hedef alınan o halkın onuru, tarihi hafızası ve iç direncidir.

İşte bu yüzden bayrağa saygısızlık etmek, halka saygısızlık etmektir. Bu konuda hiçbir çekingenliğimiz ya da sahte bir nezaketimiz olmamalıdır. Bayrağın anlamının tartışılabilir olduğu, değerinin düşürülebileceği, onu “çizgilere ve dairelere” indirgemenin mümkün olduğu yönündeki tüm konuşmalar masum birer gevezelik değildir. Bunlar, bir halkı semboller alanında ve dolayısıyla ruh alanında silahsızlandırma girişimidir. Bu, nesli nesille, bireyi halkla, hafızayı gelecekle birleştiren şeye vurulmuş bir darbedir.

Lütfen düşünün: Biri soyadınızla, sülalenizle, ailenizin damgasıyla alay etse, bunların hepsini saçmalık veya komik işaretler olarak nitelendirse ne hissederdiniz? Kişisel olarak hakarete uğramış hissetmez miydiniz? Bunu atalarınıza ve onurunuza yapılmış bir hakaret olarak algılamaz mıydınız? Öyleyse, koskoca bir halkın sembolü ayaklar altına alınmaya çalışıldığında neden kayıtsız kalalım? Neden buna karşı hassasiyetle tepki göstermeyelim? Aksine, bu çok doğaldır. Halkın sağlıklı duygusu böyle ortaya çıkar. Ahlaki ve tarihi bağışıklık sistemi böyle çalışır ve toplumun içeriden çökmesini engeller.

Bazen bize bayrağın insanlar tarafından yaratılmış “suni” bir şey olduğunu, bu yüzden özel bir saygıyı hak etmediğini aşılamaya çalışırlar. Ancak bu ucuz bir safsata ve kavramların çarpıtılmasından başka bir şey değildir. Evet, bayrak insanlar tarafından yaratılmıştır. Fakat doğanın kendisi dışında, insan dünyasındaki hemen her şey bizzat insanlar tarafından yaratılmıştır: dil, hukuk, onur, devlet, aile bağları, gelenekler, yemin ve toplumsal hafıza… Bunların hiçbiri ağaçta yetişmez veya gökten düşmez. İnsan toplumu tam da bunlar sayesinde ayakta durur. Yapay bir kökene sahip olmak, değerini ortadan kaldırmaz; aksine, bir halkın kendine olan saygısının, birliğinin ve tarihi iradesinin biçimlerini kendisinin yarattığını gösterir. Bize öyle geliyor ki, bu durum onu çok daha değerli kılıyor.

Burada özellikle anlaşılması gereken bir nokta var: Bayrak sadece bayramlar için törensel bir nişan değildir. Aynı zamanda kimliğin her gün yeniden üretilmesini sağlayan bir araçtır. Bir halk sadece büyük anlarda, savaş, isyan ya da zafer dönemlerinde var olmaz. Halk, her gün kendini tanıdığı, varlığını teyit ettiği ve sembollerini koruduğu sürece sıradan günlerde de yaşar. Ulusal kimlik araştırmacıları yıllardır bunu yazıyor. Benedict Anderson milleti “hayali bir siyasi topluluk” olarak adlandırıyordu; hayali olduğu için değil, insanların hiç tanışmadıkları bir yığın insanla aralarında bağ hissetmelerinden dolayı. Michael Billig de bir milletin gündelik olarak, bayrak dahil aşina olduğu semboller aracılığıyla her an kendini yeniden var ettiğini ve teyit ettiğini göstermişti. Antropolog Thomas Hylland Eriksen ise bayrakların güçlü duygular uyandırdığını ve “bizler” ile “onlar” arasındaki sınırı belirlediğini ifade etmişti. Başka bir deyişle, bir halkı bir arada tutan sadece silahların gücü ve tarihçilerin sözleri değil, aynı zamanda kendisini tanıyabildiği gündelik sembollerin gücüdür. İşte bu yüzden, bu sembolleri özellikle anmak ve ona değer vermek için belirlenmiş tören günlerinin anlamı çok büyüktür.

Aynısı bizim bayrağımız için de geçerlidir. Biz Çerkesler onun gökten indirildiğini veya çağlar öncesindeki efsanevi bir geçmişten bize geldiğini iddia etmiyoruz. Gelmemişse ne olmuş? Meselenin özü bu mu? Asıl mesele, atalarımızın bu bayrağı birleştirici bir sembol olarak kabul etmesidir. Asıl mesele, Çerkesya vizyonunu, halkın birliğini, onurunu ve kendisi olma hakkını içinde barındırmasıdır. Aklı başında bir insan için bunlar fazlasıyla yeterlidir.

Üstelik, milli bayrağın gücü sadece halkı süslemesinde değil, aynı zamanda onu bir araya getirmesindedir. Aralarına sınırlar, mesafeler ve onlarca yıl girse bile insanları ortak bir tarihsel alanda bir arada tutar. Biz Çerkesler için bunun kendine özgü, neredeyse kaderimizi belirleyici, hayati bir önemi vardır. Bizim bayrağımız, büyük çalkantılar ve sürgünler yaşamış ama yok olmamış bir halkın bayrağıdır. Sürgündeki bu ulusu bir arada tutan bir bayraktır. O bir aidiyet duygusu uyandırır ve aidiyet duygusu boş bir heves değil, bir halkın hayatta kalma şartlarından biridir. Bir insan kendi bayrağını gördüğünde anlar ki: “Ben yalnız değilim; aynı aidiyete sahip olduğum insanlarım var; dünyada bir adım var, hafızam, vatanım ve tarihim var.” Bunlar olmadan sürgün olmak (dağılma), kolayca eriyip yok olmaya dönüşebilir. Oysa ortak bir sancakla birlikte mesafeler dahi kesin bir kopuş olmaktan çıkar.

Bu nedenle insanın kendi bayrağından vazgeçmesi veya ona karşı ilgisiz kalması basit bir mesele değildir. Bu çok daha büyük şeylerden; tarihi hafızadan, siyasi varlıktan, dünyada şekilsiz bir nüfus olarak değil, adıyla sanıyla bir halk olarak bilinme ve tanınma hakkından vazgeçmeye doğru atılmış bir adımdır. Sembollerine değer vermekten vazgeçen bir halk, eninde sonunda iradesini, kendine olan saygısını ve başkalarının ona olan saygısını da kaybetmeye başlar. Kendi özünden vazgeçene kimse değer vermez; bu tür insanlar genellikle yalnızca yine kendilerinden olanlara karşı kullanılır ve işleri bittiğinde bir kenara atılırlar.

Ama tüm bunlarla birlikte şu noktayı da açıkça vurgulamak gerekir: Biz, diğer tüm halkların da kendi özgünlüğünü ve sembollerini koruma hakkını memnuniyetle karşılıyor ve savunuyoruz. Bizim bayrağımız kimseye karşı değildir. O, bir nefretin, intikamın ya da körü körüne bir zıtlaşmanın sembolü değildir. O, bazı şeylerin yanındadır: Yeniden doğuşun yanındadır. Birliğin yanındadır. Onurlu bir yaşamın yanındadır. Tarihi hafızanın yanındadır. Kendi topraklarımızda başı dik bir şekilde yaşama hakkının yanındadır. Çocuklarımızın; atalarımızın ve dedelerimizin bize bıraktığı en değerli mirastan kopmadan büyümelerinin yanındadır.

İşte bu yüzden 25 Nisan, sadece sözlerin söylendiği değil, gözle görülür eylemlerin de yapıldığı bir gün olmalıdır. Çerkes bayrağını evlerinize asın. Sosyal medyada profil resmi yapın ve bu günde aile toplantılarından, toplumsal etkinliklerden fotoğraflar paylaşın. Sokaklarda bayraklı rozetler takın. Bayrağa olan sevginizi, bizi hafızasız, sembolsüz ve omurgasız bir halk olarak görmek isteyenlere inat, hiç çekinmeden, gururla ve açıkça gösterin.

Mesajımızı sonlandırırken sizlere de sesleniyoruz kardeşlerim: Bırakın bu bayram gününde Çerkes bayrağı, Adığelerin yaşadığı ve kendilerini unutmadığı her yerde dalgalansın, görünür olsun. Her birimize şunları hatırlatsın: Bizler şanlı bir geçmişi, tartışılmaz bir onuru ve güçlü bir geleceği olan bir halkız. Ve bayrağa olan sevgimiz yalnızca bir jestle kalmasın; birbirimize olan yaklaşımımızda, yani birbirimize gösterdiğimiz saygıda, dayanışmada, karşılıklı destekte ve halka sadakatte de kendini göstersin. O zaman bayrağımız sıradan bir işaret olmaktan çıkar; işte o zaman, ortak onurumuzun, hafızamızın ve kendimiz olma irademizin gerçekten yaşayan bir ifadesi haline gelir.

Адыгэ лъэпкъыр Псэущ!

Çerkes Sosyo-Politik Örgütü “Habze” Stratejik Araştırmalar Merkezi