Martin Kochesoko’nun Litvanya Parlamentosu’nda (Seimas) Çerkes Meselesi Üzerine Yaptığı Konuşma. 17.12.2025

Seimas’ın değerli üyeleri, saygıdeğer konferans katılımcıları, hanımefendiler ve beyefendiler!
Bu önemli ve anlamlı etkinlikte konuşma fırsatı verdiğiniz için sizlere içtenlikle teşekkür ediyorum.
Benim adım Martin Kochesoko. Tarihi Çerkesya’nın kalbi olan Nalçik’te 2018 yılında kurulan Çerkes sivil toplum örgütü “Xabze”ye başkanlık ediyorum. Çerkes ulusal hareketindeki yerim yirmi yılı aşkın bir süreyi kapsamaktadır. Tarihi Çerkesya’nın üç cumhuriyetinde (Kabardey-Balkar, Adıgey ve Karaçay-Çerkesya) faaliyet gösteren bir ağ örgütlenmesi olan “Çerkes Kongresi”nin kurucuları arasında yer aldım.
En başından beri şunu çok net bir şekilde anladık ki; sürgündeki milyonlarca Çerkes’in geri dönüş hakkı sağlanmadan, halkımızın anavatanında birliği yeniden tesis edilmeden ve Çerkesya’nın uluslararası hukukun bir öznesi olma statüsü geri verilmeden Çerkes halkının varlığını koruması ve gelecekte gelişmesi imkansızdır.
Bundan sadece 160 yıl kadar önce Çerkesya, Avrupa’nın tüm haritalarında açıkça işaretlenmişti. Ancak 1864’te, Rus emperyalizminin genişlemesine karşı verilen yüz yılı aşkın direnişin ardından ülkemiz işgal edildi ve Çerkes halkı bir soykırıma maruz bırakıldı: Nüfusun yaklaşık %90’ı ya katledildi ya da anavatanlarından sürüldü.
Bu trajik olaylardan önce Çerkesya, uluslararası ilişkilerin aktif bir katılımcısıydı. Atalarımız antik çağlardan beri Roma İmparatorluğu ve Konstantinopolis ile siyasi ve kültürel bağlarını sürdürmüştür. Rönesans döneminde Ceneviz ve Venedik ticaret merkezleri Karadeniz kıyılarında faaliyet gösteriyordu. Avrupa şehirlerinde korunan arşiv belgeleri, Çerkes ekonomisinin Avrupa geneline ne kadar sağlam bir şekilde entegre olduğunu doğrulamaktadır.
- yüzyıldan itibaren Çerkes elitleri, giderek saldırganlaşan Moskova Knezliği karşısında bağımsızlıklarını korumak amacıyla Litvanya ve Polonya ile yakın askeri ve siyasi ilişkiler geliştirmişlerdir. Ortak çıkarlara dayanan bu ittifaklar 18. yüzyılın sonlarına kadar devam etti. Mücadelemizin son yıllarında, kendi ülkelerinde Rus saldırganlığına direnemeyen Polonyalı gönüllüler, 1864 yılına kadar ülkemizin özgürlüğü için Çerkeslerle omuz omuza savaştılar.
Bugün, bir zamanlar Rusya tarafından işgal edilen Litvanya, Polonya ve diğer birçok ulus egemenliklerini geri kazanmış ve bağımsız devletler kurmuşlardır. Ancak, Ukrayna’da devam eden savaşın da açıkça gösterdiği gibi Moskova’dan kaynaklanan tehdit halen devam etmektedir.
Hâlâ Rus tahakkümü altında olan Çerkesler gibi halklar için hayatta kalma mücadelesi ise sürüyor.
Tarihi Çerkesya, günümüzde de olağanüstü bir jeopolitik ve ekonomik öneme sahip bir bölgedir. Rusya, bu toprakları işgal edip yerli halkı sürerek Kafkasya’nın Karadeniz kıyılarını ve Karadeniz ile Akdeniz’e stratejik erişimi kontrol altına aldı. Önemli enerji yolları, tarım kaynakları ve turizm koridorları bu topraklardan geçmektedir.
Bugün Karadeniz kıyısında sadece 13 Çerkes köyü kalmıştır; bu toprakların hâlâ, büyük bölümü geri dönme hakkından mahrum bırakılmış milyonluk bir halkın anavatanı olduğunun kırılgan bir sembolü olarak… Kalan bu topluluklar bile sistemli bir baskıyla karşı karşıyadır: Şapsığ Ulusal Bölgesi lağvedilmiştir, tarihi anıtlar ve mezarlıklar yok edilmeye devam etmektedir. Bu vahşeti gerçekleştiren Rus emperyalist generallerinin anıtları ise tarihi Çerkesya manzarasında boy göstermektedir.
Yine de Çerkesler umudunu kaybetmedi. Mücadelemize devam ediyoruz.
1980’lerin sonlarından itibaren Çerkesya’da yeni ulusal örgütler ortaya çıkmaya başladı ve 1990’ların başında küresel diasporanın da desteğiyle güçlü bir sosyo-politik harekete dönüştü. Çerkes sorununu ilk kez uluslararası arenaya taşıyan Dünya Çerkes Birliği (DÇB – ICA) kuruldu.
Bu dönemde Kabardey-Balkar ve Adıgey parlamentoları Çerkes halkına yönelik soykırımı resmen tanıdı. Adıgeylerin, Kabardeylerin, Karaçay-Çerkesya Çerkeslerinin ve Şapsığların ortak bir öz tanımlama olan “Adığe” adıyla birleşen ve tarihsel olarak Çerkesler olarak bilinen tek bir halk olduğu resmen teyit edildi. 19. yüzyıldan kalma ulusal bayrağımız, birliğin ve aynı zamanda Adıgey Cumhuriyeti’nin resmi devlet bayrağı olarak yeniden dalgalanmaya başladı.
Geri dönüş (repatriasyon) konusunda da ilerleme kaydedildi. 1998’de çıkarılan bir geri dönüş yasası, Kosova’dan yaklaşık 200 Çerkes’in Adıgey’e yerleşmesine olanak sağladı ve bu kişiler sadece tek bir nesil içinde başarıyla entegre oldular. Bu durum, sürgünün üzerinden 150 yıl geçmiş olmasına rağmen geri dönüşün gerçekçi ve uygulanabilir olduğunun açık bir kanıtıydı. Ne yazık ki bu yasa 2004 yılında iptal edildi.
1990’ların sonlarına gelindiğinde Moskova katı bir merkezileşme politikasına geri döndü. Dünya Çerkes Birliği fiilen zorla ele geçirildi ve hareketin liderleri siyasi baskılara maruz kaldı. Siyasi hareketin resmi yapıları ezilmiş olsa da, birikmiş deneyim ve fikirler hiçbir yere kaybolmadı. Bunlar, merkezi olmayan ağlar ve küresel taban seferberliği yoluyla gelişen ulusal aktivizmin yeni aşamasının temelini attı.
Çerkesya’nın yıkımının 21 Mayıs 1864’teki son perdesinin gerçekleştiği o kanlı topraklarda düzenlenen 2014 Soçi Olimpiyatları’na karşı gösterilen direniş bir dönüm noktası oldu. Küresel protestolar, vatandaki ve diasporadaki Çerkesleri daha önce hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde birleştirdi. Tam da o dönemde Çerkes kurumları, Litvanya da dahil olmak üzere pek çok ülkeye çağrıda bulunarak Çerkes soykırımının tanınmasını talep etti.
2019 yılında, bana karşı uydurulan sahte bir ceza davası hapse girmeme neden oldu. Ancak dünya çapındaki Çerkeslerin benzeri görülmemiş dayanışması, yetkilileri beni serbest bırakmaya mecbur bıraktı. Memleketimi terk etmek zorunda kaldığımda bunu tek bir amaçla yaptım: Hâlâ sürgünde olan yüz binlerce ve milyonlarca Çerkesle birlikte geri dönmek.
Amacımız, medeni dünyanın bizimle birlikte; adaletin, hakikatin ve özgürlüğün safında yer almasını sağlamaktır. Dostlarımız ve destekçilerimizle birlikte bugün Litvanya Parlamentosu’nda gerçekleştirilen bu etkinlik de bu yolda önemli bir adımdır. Çünkü bu dava sadece Çerkeslerin değil; özgürlüğü, adaleti ve insan haklarını savunan herkesin davasıdır.
Zaman kısıtlaması nedeniyle sunumumu epey kısalttım, ancak sorularınızı memnuniyetle cevaplayacağım.
Organizatörlere ve dikkatiniz için hepinize içtenlikle teşekkür ederim!