Хабзэ Логотип Toplumsal ve Siyasi Örgüt

Medeniyetlerin Kavşağında Çerkesya: Tarihsel Hafızadan Reel Politiğe

Geçmişin ve Bugünün Merceğinden Çerkesya’nın Stratejik Rolü

Çerkeslerin anavatanlarından sürgün edilişinin bir başka trajik yıldönümüne denk getirilen bu makale dizisinin önceki bölümünde, Çerkesya’nın Rus İmparatorluğu tarafından işgal edilişinin tarihini kısaca özetlemiştik. Bugün ise, Rusya’nın 18. ve 19. yüzyıllarda topraklarımızı ele geçirmesine yön veren ve bugün hala bölgeyi kendi egemenliği altında tutma arzusunu besleyen temel motivasyonları ele alacağız.

Doğrudan en temel ve özetleyici tezimizle başlayalım: Moskova için Kuzey Kafkasya sadece uzak bir sınır boyu değil, Rus devlet mekanizmasının güneydeki stratejik düğüm noktasıdır. Bu toprağı kontrol eden taraf askeri bir sıçrama tahtası, bir tampon bölge, demografik bir rezerv, Karadeniz’e erişim ve Doğu Avrupa, Kafkasya, Orta Doğu ile Orta Asya arasındaki bağlantı yolları üzerinde hakimiyet elde eder. Çerkesya’nın medeniyetlerin kesişme noktasında yer aldığını söylemek kesinlikle bir abartı olmaz. Rusya’nın Kafkasya’ya gelişinin tesadüf olmaması da tam olarak bu yüzdendir. İmparatorluk oraya büyük bir stratejinin mantığıyla ilerlemiştir. Bunun ardındaki bazı somut nedenleri şöyle sıralayabiliriz:

Birincisi, Osmanlı İmparatorluğu ve İran’a karşı güney cephesini güvence altına alması gerekiyordu.
İkincisi, Karadeniz kıyılarında kontrol sağlamak istiyordu.
Üçüncüsü, Güney Kafkasya (Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan) ile karayolu bağlantısı kurmayı amaçlıyordu.
Dördüncüsü, Kafkasya’da dış güçlere müttefik olabilecek düşman veya bağımsız bir dağlı kuşağının ortaya çıkmasını engellemek zorundaydı.

Dolayısıyla, Rus-Kafkas Savaşı’nın ve onun en önemli parçasını oluşturan Çerkesya’nın nihai olarak boyunduruk altına alınması ve Çerkeslerin büyük bir kısmının Osmanlı İmparatorluğu’na sürgün edilmesinin sadece yerel bir askeri harekat değil, devasa bir bölgenin jeopolitik olarak yeniden inşası hamlesi olduğu açıkça görülmektedir.

Şimdi Çerkesya’nın rolüne gelirsek. Vatanımızın salt varlığı bile, Rusya’nın Karadeniz’in kuzeydoğu kıyısında tam anlamıyla bir egemenlik kurmasının önünde engeldi. Çerkesya, Don Nehri, etekler, dağ geçitleri ve deniz arasındaki topraklara hükmederek bağımsızlığını veya en azından direniş kapasitesini koruduğu sürece, Rusya’nın Karadeniz’deki varlığı eksik kalmaya mahkumdu. Anapa, kıyı şeridi, Kuban hattı ve dağlık bölgeler uğruna verilen mücadelenin bu kadar uzun ve kanlı olması tesadüf değildir. Çerkesya, Rusya ile güneydeki güçler arasında bir tampondu ve Rusya’nın kıyıya duyduğu ilgi ile bağımsız bir Çerkesya’yı ortadan kaldırma arzusu tamamen stratejik bir doğaya sahipti.

Bugün bu mantık hiçbir yere kaybolmuş değildir. Hatta altyapının, sosyal hizmetlerin ve devlet propagandasının geliştirilmesiyle birlikte, askeri tahakküm mekanizması üzerinden desteklenmeye devam etmektedir. Kuzey Kafkasya, Rusya’nın Karadeniz, Hazar Denizi, Kuzey Kafkasya ve komşu bölgelerdeki askeri mevzilerini kapsayan Güney Askeri Bölgesi’ne entegre edilmiştir. Karargahı Vladikavkaz’da bulunan 58. Birleşik Silahlı Ordu, doğu Kafkasya, Gürcistan yönü ve Rusya’nın güney askeri hatları üzerinde bir kontrol aracı işlevi görmektedir. Bu ordu, Rusya Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki en savaşa hazır birliklerden biri olarak kabul edilmekte ve devlet yönetimi onun ikmaline büyük önem vermektedir. Sebebi basittir: Eğer Rusya Kuzey Kafkasya üzerindeki istikrarlı kontrolünü kaybederse, güneydeki derinlikli savunmasını da kaybeder. Yani, bu yönden gelebilecek bir işgale karşı daha savunmasız hale gelir; zira Kafkas Dağları’nın kuzeyinde kalan her yer, her ne kadar nehirlerle bölünmüş olsa da, Moskova’ya kadar nispeten kolay aşılabilir bir düzlükten ibarettir. Tahmin edebileceğiniz gibi, Kremlin sakinleri bu ihtimalden hiç de hoşnut değillerdir.

Ancak söz konusu arazinin askeri rolü, bu büyük stratejinin sadece bir katmanıdır. İşin bir de lojistik boyutu vardır. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın ardından Karadeniz, Güney Kafkasya ve Hazar hattının önemi keskin bir şekilde artmıştır. Bölge şu anda Avrupa, Güney Kafkasya, Orta Asya ve Doğu Akdeniz arasında kritik bir köprü konumundadır. Ayrıca Rusya, güneyden Karadeniz, Abhazya, Güney Osetya, Ermenistan, Hazar Denizi, İran hattı ve Orta Doğu üzerinde nüfuz kurmaktadır. Şuna da dikkat çekmek gerekir ki Rusya, petrol ürünlerinin önemli bir kısmını Karadeniz-Azak limanları üzerinden ihraç etmektedir: Örneğin, 2024 yılında deniz yoluyla yapılan Rus petrol ürünü ihracatının yaklaşık %38’i bu limanlardan gerçekleştirilmiştir. Sadece Novorossiysk tek başına %17’lik bir paya sahiptir. Bu da devlet bütçesine her yıl milyarlarca dolar girmesi demektir. Ukrayna’nın şu sıralar düzenli olarak bu limanı hedef alması elbette tesadüf değildir.

Bir de ahlaki ve psikolojik faktör var: Kafkasya’nın kaybedilmesi, sadece toprak tavizi verilmesi veya ülkenin savunma kapasitesinin zayıflaması anlamına gelmez. Bunun ötesinde, Moskova için Kuzey Kafkasya emperyal sürekliliğin bir sembolü ve çok önemli bir psikolojik sınırdır. Kafkasya’dan çekilmek, Rus devlet modelinin çöküşünün bir sinyali olacak; ayrılıkçılığın artmasına ve ardından ülkenin diğer bölgelerde de parçalanma riskine yol açacaktır. Moskova’daki hiçbir merkezi gücün böylesi sancılı ve kabul edilemez bir senaryoyu göze alamayacağından yola çıkıyoruz.

Dolayısıyla, meselenin tüm bileşenlerini inceledikten sonra “Rusya Kafkasya’yı kolayca bırakır mı?” sorusunun bizim için çok açık bir cevabı var: Hayır, bırakmaz.

O halde haklı olarak şu soru akıllara geliyor:
Rusya hangi şartlar altında Kafkasya’dan çekilebilir veya güneyde zayıflayabilir?

Bildiğimiz gibi, bütün imparatorluklar er ya da geç dağılır ve Rusya da bu tarihsel kuralın bir istisnası değildir. Bu, Çerkeslerin de bir gün kendi ülkelerini yeniden canlandırma ve bağımsız bir geleceğe sahip olma şansını yakalayacağı anlamına gelir. Ancak bugünkü analizimizin amacı doğrultusunda, sloganlarla veya iyi niyet temennileriyle değil, gerçekçi senaryolarla düşünmek daha doğru olacaktır.

Birinci senaryo, Rusya’nın kendi içinde derin bir dönüşüm geçirmesidir ki bu illa anında bir çöküş anlamına gelmez. Bu durum büyük bir savaşta alınacak bir yenilgi, merkezin tükenişi, elitler arası bir bölünme, ağır bir ekonomik kriz, yönetilemezlik ve ardından gelen federalleşme veya konfederasyona dönüşme şeklinde kendini gösterebilir. Böyle bir durumda Kafkasya, gücünü yitirmiş merkezden bölgelere doğru yaşanacak yetki devri sayesinde daha fazla özerklik elde edebilir. Bu da halkımıza kendi tarihi Vatanında anadilini ve kültürünü korumak için daha fazla hak ve imkan sağlayacaktır. Merkezin zayıflamasına ve bu senaryonun hayata geçmesine yol açabilecek faktörlerden birini zaten bugün görebiliyoruz: Rusya, Ukrayna’ya karşı pek de başarılı gitmeyen bir savaş yürütüyor.

İkinci senaryo ise Rusya’nın güneyde dış politika açısından kıskaç altına alınmasıdır. Eğer Moskova Karadeniz’de, Güney Kafkasya’da ve Hazar bölgesinde mevzi kaybederse ve Türkiye, AB, ABD, Ukrayna, Güney Kafkasya devletleri ile Orta Asya, Rusya’nın dışlandığı yeni bir iletişim mimarisi inşa ederse, işte o zaman Kuzey Kafkasya bir sıçrama tahtası olmaktan çıkıp savunmasız bir çıkıntıya dönüşmeye başlar. Bu durum Kafkas halkları için otomatik olarak bir bağımsızlık anlamına gelmez; hatta bölgedeki baskı mekanizmasının daha da sertleşmesine bile yol açabilir. Ancak yine de Çerkeslerin siyasi özneliğinin güçlendirilmesi için bir fırsat penceresi yaratır. Buradaki mantığı şöyle açıklamaya çalışalım: Bölgedeki dış aktörler ne kadar güçlenir ve Moskova onların yanında ne kadar zayıf kalırsa, yerel elitler de o kadar sık tam bağımsızlığı veya en azından haklarının genişletilmesini ve yerel karar alma süreçlerinde daha fazla özerklik talep etmeyi düşünmeye başlayacaktır. Ankara’nın arabuluculuğunda Bakü ve Erivan arasında yaşanan yakınlaşma bağlamında bu ikinci senaryonun ilk pırıltılarını şimdiden görebiliyoruz.

Sayılan bu senaryoların en uç noktaya ulaşması halinde elbette tam bağımsızlık konuşulabilir. Ancak yakın (3-5 yıl) ve orta (10-15 yıla kadar) vadede böyle bir sonucun gerçekleşmesi bize pek olası görünmüyor.

Üçüncü senaryo aslında başlı başına yeni bir yoldan ziyade, önceki iki senaryoyu tamamlayıcı niteliktedir: Bölge halklarının kendi iç olgunlaşmasını tamamlaması. Siyasi bir organizasyon, entelektüel bir elit, ortak bir gündem, demografik istikrar ve uluslararası bağlantılar olmadan Rusya’nın zayıflaması bile özgürlüğü garanti etmez. Tarihte imparatorlukların zayıfladığı, ancak küçük halkların bu şansı değerlendirmeye hazır olmadığı pek çok örnek vardır. Merkezin zayıflaması kendi başına özgürlük getirmez; sadece en iyi organize olanın doldurabileceği bir boşluk yaratır. Bizim görevimiz de tam olarak o ana hazır olmaktır.

Mevcut Durum ve Eylem Stratejisinin Genel Hatları

Çerkesler bugün sıra dışı bir konumda bulunmaktadır. Anavatanda Rusya Federasyonu’nun birkaç idari birimi arasında bölünmüş durumdayız: Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes, Adıgey, Krasnodar Krayı ve tarihi Çerkesya’nın diğer toprakları. 2021 yılı resmi nüfus sayımı verilerine göre Rusya’daki Adıgelerin toplam nüfusu 751.487 kişidir. Rus istatistikleri Kabardeyleri, Çerkesleri, Adıgeleri ve Şapsığları ayrı kategoriler olarak ele almaktadır; halbuki hepimizi tek bir Adıge/Çerkes halkının parçaları olarak görmek elbette çok daha doğrudur. Bununla birlikte halkımızın büyük çoğunluğu tarihi anavatanın sınırları dışında – Türkiye’de, Ürdün’de, Suriye’de, Avrupa’da, ABD’de ve diğer ülkelerde – yaşamaktadır. Diasporanın nüfusuna ilişkin tahminler büyük farklılıklar gösterse de, milyonlarca insandan emin bir şekilde bahsedebiliriz.

Bu aynı anda hem bir zayıflık hem de bir güçtür. Zayıflıktır, çünkü halkımız idari, demografik ve coğrafi olarak parçalanmıştır. Güçtür, çünkü dışarıda bir kaynağımız var: diaspora, ortak hafıza, uluslararası bağlar, kültürel ağ ve farklı ülkelerdeki insan kaynağı potansiyeli. Kuzey Kafkasya’daki pek çok halkın yurt dışında bu kadar geniş çaplı bir dayanağı yoktur. Ama bizim var. Ancak bir kaynak, ancak doğru ve zekice organize edildiğinde gerçek bir güce dönüşür.

Durumumuzun analizi, aynı anda birkaç tez ve öneri sunmamıza olanak tanıyor. Çerkeslerin anavatandaki rolünün özü korumak olduğunu söylemek yeni bir keşif olmayacaktır. Bu öz; dil, toprak, hafıza, toplumsal bağlar, kurumlar, yerel elitler, eğitim, demografi ve kültürel görünürlüktür. Anavatanda güçlü bir çekirdek olmadan diaspora zamanla sadece romantik bir anıya dönüşür. Diasporanın rolü ise halkın dışarıdaki güçlendirici çemberi olmaktır: lobicilik yapmak, ulusal uyanış hakkında makaleler ve kitaplar yazmak, kültürel ve eğitim projelerini finanse etmek, düşünce kuruluşları oluşturmak, uluslararası hukuki ve bilgi odaklı çalışmalar yürütmek, anavatana dönüşü kamusal alanda desteklemek, dili korumak ve Çerkes meselesini sömürgesizleştirme, yerli halkların hakları ve tarihi adalet gibi daha geniş temalarla ilişkilendirmek. Ancak burada iki uç noktadan kaçınmak çok önemlidir. Birinci uç nokta pasif sadakattir: “Yapacak hiçbir şey yok, sadece uyum sağlamalıyız.” Böyle bir duruş zamanla asimile olmamıza yol açacaktır. İkinci uç nokta ise romantik maksimalizmdir: Rusya’nın çok yakında çökeceğini ve tarihi adaletin anında sağlanacağını beklemek. Bu tutum, ayık ve gerçekçi bir çalışma stratejisini meyvesiz duygular ve pasif bir bekleyişle değiştirdiği için tehlikelidir.

Biz en gerçekçi yolun, uzun soluklu bir kurumsal çalışma olduğuna inanıyoruz.

Peki mevcut koşullarda neler yapılabilir?

Birincisi, güçlü bir Çerkes analitik altyapısı oluşturmalıyız: araştırma grupları, veri tabanları; demografi, ekonomi, toprak meseleleri, baskılar, göç, dilin durumu ve kültür politikalarının sürekli izlenmesi. Kendi durumunu ölçemeyen ve geleceğe yönelik uygun eylem senaryoları üretemeyen bir halk, kendi kaderini tayin edemez. Bizim şu an sizinle birlikte yapmaya çalıştığımız şey tam olarak böyle bir analizdir ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’mizin çalışmalarının halkın uyanışı davasına fayda sağlayacağını umuyoruz. Ayrıca bu alanda faaliyet gösteren diğer benzer Çerkes kuruluşlarının girişimlerini de memnuniyetle karşılıyoruz.

İkincisi, çok aşamalı bir siyasi program formüle edilmelidir. Asgari düzey: dilin, kültürün, tarihsel hafızanın, diasporanın geri dönüş haklarının savunulması ve ulusal eğitimin geliştirilmesidir. Orta düzey: tarihi Anavatandaki Çerkes topraklarının, en azından koordinasyon kurumları şeklinde idari ve kültürel olarak konsolidasyonunun sağlanmasıdır. Azami düzey: Rusya’nın radikal bir dönüşüm geçirmesi durumunda halkın kendi kaderini tayin hakkını kullanmasıdır. Bu üç aşama birbiriyle çelişmez; tarihin farklı fırsat pencerelerine karşılık gelirler.

Üçüncüsü, Kuzey Kafkasya’daki komşu halklarla birlikte çalışmalıyız. Bu konuyu başka bir zaman daha detaylı konuşacağız ama asıl önemli olanı şimdiden söylemek zorundayız: Çerkes stratejisi izolasyonist (dışa kapalı) olmamalıdır. Kafkasya bir mozaiktir ve geleceği tüm komşulara karşı inşa etmeye yönelik her türlü girişim daha baştan başarısızlığa mahkumdur. Karşılıklı güvencelerin diline ihtiyacımız var: toprak, güvenlik, hatıralara saygı, etnik intikamın önlenmesi ve tüm toplulukların dini ve ulusal haklarının korunması.

Dördüncüsü, folklorik örgütlenmeden siyasi ve entelektüel örgütlenmeye geçmenin vakti gelmiştir. Bu durum öncelikle diasporayı ilgilendiriyor, zira şu anda Anavatanda bu tür bir çalışma için gerekli koşullar mevcut değil. Danslar, bayraklar, anma günleri ve kültürel festivaller elbette önemlidir, ancak yeterli değildir. Avukatlara, tarihçilere, lobicilere, gazetecilere, belgeselcilere, uluslararası örgütlerde uzmanlara; Ankara, Amman, Brüksel, Washington, Kiev, Tiflis ve Bakü ile konuşmayı bilen insanlara ihtiyacımız var. Çerkes sorunu, her yıl tekrarlanan bir yakınma olarak değil; imparatorluk, sürgün, tarihsel hafıza, geri dönüş hakkı, kültürel hayatta kalma, Karadeniz’in güvenliği, Kafkasya’nın geleceği ve Avrasya’nın Rusya sonrası mimarisi gibi çok daha büyük bir temanın parçası olarak yankı bulmalıdır. Bu noktada nitelikli bir kadro seçimi yapmak ve ortak çıkarlarımız doğrultusunda iş görebilecek uygun siyasi, insan hakları ve benzeri yapıların kurulmasında birbirimize destek olmak son derece mühimdir.

Bize göre Çerkeslerin stratejik konumunu iyileştirmeye yönelik bazı genel düşünceler ve somut öneriler bunlardır. Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin ilerleyen yayınlarında ulusal sorunlarımızın çözümüne yönelik analizlerimizi ve stratejilerimizi sunmaya devam edeceğiz.

Özet ve Kapanış Sözü

Rusya Kuzey Kafkasya’ya sıkı sıkıya tutunuyor, çünkü orası olmadan güney stratejisi eksik kalıyor; ve tarihi Çerkesya bu alanın en kilit bölgelerinden biri olmaya devam ediyor. Moskova normal şartlar altında oradan kendi rızasıyla çıkıp gitmeyecektir; ancak bütün imparatorluklar er ya da geç zapt ettikleri halklar üzerindeki kontrollerini gevşetirler. Güç dengeleri değiştiğinde, bölgeyi elde tutmanın maliyeti onu kontrol etmekten daha pahalı hale geldiğinde, yerel halklar siyasi olarak olgunlaştığında ve dış dünya onların özneliğini kabul ettiğinde işte o zaman çekilirler.

Bu yüzden şu anki görevimiz mucizevi bir anı beklemek değil; dilimizi ve geleneklerimizi koruyarak, anavatan ile diaspora arasındaki bağları güçlendirerek o ana hazırlanmaktır. Somut anlamlar ve işlerle doldurulmuş eğitim odaklı, insan hakları, siyasi ve hayırseverlik kurumları inşa etmeli, yeni kadrolar yetiştirmeli ve temsilcilerimizi uluslararası arenada ön plana çıkarmalıyız.

Değerli yurttaşlar! Enerjimizi kendi aramızdaki boş tartışmalarla tüketmemeliyiz; farklı faaliyet önceliklerimiz olsa bile, ortada hepimize yetecek kadar yapıcı iş var. Unutmayalım ki büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemde yaşıyoruz. Tarih pekala bize bir şans daha verebilir, ancak biz de bu şansı değerlendirebilecek kapasiteye sahip olmalıyız.

Adıge Lhepqır Psewş! (Çerkes Ulusu Çok Yaşa!)
Çerkes Sivil Toplum ve Siyaset Örgütü “Xabze” Stratejik Araştırmalar Merkezi