Türkiye’deki Çerkeslere siyasi ve kültürel kimlik hakları tam olarak verilmelidir.

Son zamanlarda, Türkiye’deki Çerkes kamu kuruluşları, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi kurumlarına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na gönderilmek üzere bir belge hazırlamaktadır.
Bu belgenin amacı, komisyonun Türkiye’de yaşayan Çerkes halkının çıkarlarını dikkate almasıdır.
Rus İmparatorluğu tarafından 19. yüzyılda gerçekleştirilen soykırım ve kitlesel sürgün sonucunda Çerkes halkının yaklaşık yüzde 90’ı kendilerini tarihi anavatanları Çerkesya’nın dışında buldu.
Bugün Çerkesler dünyanın 50’den fazla ülkesine dağılmış durumdalar ve yaklaşık yüzde 80’i Türkiye’de yaşıyor. Dolayısıyla Türkiye’deki Çerkeslerin durumu, statüleri, hak ve fırsatlara erişimleri, tarihi topraklarında yaşamaya devam eden yaklaşık 800 bin kişi de dahil olmak üzere tüm halkın kaderini doğrudan etkilemektedir.
Türkiye’deki Çerkeslerin başına gelenleri yakından takip ediyor ve uluslararası hukukta yer alan demokratik hak ve özgürlükleri elde etme çabalarını tamamen destekliyoruz.
Bu bağlamda, mevcut duruma ilişkin görüşümüzü kamuoyuna, özellikle de Türkiye Cumhuriyeti’nin Çerkes vatandaşlarına sunmak istiyoruz.
Bu açıklamanın tüm Çerkes halkını ilgilendiren önemli bir konuya dikkat çekeceğini ve Çerkeslerin demokratik haklarını ve kültürel kimliklerini korumak için çaba gösteren Türkiye’deki Çerkes örgütlerine ve sivil toplum temsilcilerine destek olacağını umuyoruz.
Çerkeslerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne demokratik talepleri
Eski çağlardan beri yaşadıkları Kafkasya’da kendilerine özgü bir dil ve kültür yaratan Çerkesler, 19. yüzyılda Rus İmparatorluğu tarafından soykırım ve sürgün sonucu anavatanları Çerkesya’dan sürülmüşlerdir.
Bugün, sürgün edilen Çerkeslerin yaklaşık altı milyon torunu Türkiye Cumhuriyeti’nde tam vatandaş olarak yaşamaktadır. Tüm dünya halkları gibi Çerkesler de yaşadıkları ülke topraklarında kültürlerini, dillerini ve kimliklerini korumak için çaba göstermektedir.
Halkımız, Türk kültürünün gelişmesine, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına ve güçlenmesine önemli katkılarda bulunmuştur ve bulunmaya devam edecektir.
Çerkes halkını kimliği, kültürü ve tarihi Çerkesya ile olan bağlarıyla korumak sadece hümanizm ve demokrasi ilkelerine uygun olmakla kalmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve siyasi gelişimine de katkıda bulunacaktır.
Kültürel kimliğin ve dilin korunmasının demokrasi ve insan haklarının ayrılmaz bir parçası olduğuna ve bu hakların sağlanmasının devletin vatandaşlarına karşı bir yükümlülüğü olduğuna inanıyoruz. Gerekli tedbirlerin alınması, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun uygunluğunu ve etkinliğini de güçlendirecektir.
Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm siyasi kurumlarının yanı sıra Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun aşağıdaki talepleri dikkate almasını ve uygulamasını bekliyoruz:
1. İnsan haklarına saygılı yeni bir anayasanın kabul edilmesi
Türkiye’nin insan hak ve özgürlüklerine dayalı, evrensel demokratik standartlara uygun, çağdaş ve sivil bir anayasaya ihtiyacı vardır. Vatandaşların anadillerini, dinlerini ve kültürel geçmişlerini özgürce kullanmalarını engelleyen tüm kısıtlamalar kaldırılmalıdır.
İnsan, dil ve kültür haklarını koruyan uluslararası anlaşmalar onaylanmalı ve etkin bir şekilde uygulanmalıdır.
2. Kimlik ve kültürel hakların güvence altına alınması.
Çerkes kimliğinin özgürce ifade edilmesinin ve korunmasının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Çerkeslerin etno-kültürel bir topluluk olarak varlığı resmi olarak tanınmalıdır.
Çocuklara anadillerinde isim verme, tarihi yer isimlerini iade etme ve soyadlarını anadillerinde kullanma hakkı talep ediyoruz. Yerleşim yerlerimizin tarihi isimlerinin iade edilmesi gerekmektedir.
Ayrıca ayrımcılık ve ırkçılığa karşı mücadele edilmesini talep ediyoruz. Dil, din veya etnik köken temelinde düşmanlığı ve önyargıyı kışkırtan ifadeler ders kitaplarından çıkarılmalıdır. Ayrımcılıkla mücadele organlarına Çerkes toplumunun temsilcileri de dahil edilmelidir. Eşitlik ve çeşitliliği teşvik eden yasalar kabul edilmelidir.
3. anadil eğitimi
Devlet, vatandaşların anadillerini ve kültürlerini koruma girişimlerine sadece izin vermekle kalmamalı, aynı zamanda desteklemelidir. Çerkes dilinin öğretimi okul öncesi seviyeden başlamalı ve üniversitelere kadar devam etmelidir. Devlet okullarında ve kurumlarında bu dilin öğretilmesinin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
Devlet eğitim merkezlerinde anadil kursları açılmalıdır. Nitelikli öğretmenlerin yetiştirilmesi gereklidir. Üniversitelerde Çerkes dili ve kültürü alanında lisans ve yüksek lisans programlarının yanı sıra araştırma enstitüleri de faaliyet göstermelidir.
4. Çerkes dilinde yayın.
Devlet radyo ve televizyonu düzenli olarak Çerkes dilinde yayın yapmalıdır. Ayrıca Çerkesce yayın yapan özel medya da desteklenmelidir.
5. Çerkes sivil toplum örgütlerine destek.
Çerkes kültürünün korunması ve geliştirilmesini amaçlayan tüm kuruluşlar devlet düzeyinde ve yerel düzeyde desteklenmelidir.
Ulusal kimliği güçlendirmeye, dili, gelenekleri ve kültürel kimliği geliştirmeye yönelik girişimlere özel önem verilmelidir.
6. Geri dönüş hakkının tanınması.
21 Mayıs tarihi resmi olarak Çerkes Soykırımı ve Sürgünü Anma Günü olarak kabul edilmelidir. Sürgün ve soykırım gerçeği uluslararası düzeyde ve devletler düzeyinde tanınmalıdır.
Anavatanlarından zorla sürülen Çerkeslerin geri dönme hakkı devredilemez bir haktır. Çerkes halkının tarihi Çerkesya ile bağını yasal olarak güvence altına alan çifte vatandaşlık konusunda Rusya Federasyonu ile bir anlaşma yapılması gerekmektedir.
Kafkasya’ya dönmek isteyenlere sosyal güvenceler sağlanmalıdır. Bu konuda Türkiye ve Rusya arasında ikili anlaşmalar imzalanmalıdır.
7. Türkiye ve Kafkasya’daki Çerkesler arasındaki bağların güçlendirilmesi.
Çerkes kökenli Türk vatandaşlarının Kuzey Kafkasya’daki Çerkes cumhuriyetleri ile ekonomik, sosyal ve kültürel bağlar kurmaları desteklenmelidir.
İş kuran veya Kafkasya’ya dönen Çerkeslere destek verilmelidir. Çerkes öğrencilere burs, kredi ve diğer eğitim destekleri sağlanmalıdır.
Bu, ulusal dayanışmanın güçlenmesine ve bölgeler arası işbirliğinin gelişmesine katkıda bulunacaktır.
8. Çerkes ulusunun yeni Türkiye Anayasası’nda “kurucu uluslardan” biri olarak tanınması.
Çerkesler bugünkü Türkiye’ye geldiklerinde henüz Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet yoktu. Çerkeslerin ve diğer halkların ortak mücadelesi sonucunda kuruldu.
Sayıları altı milyonu bulan Türkiye Çerkesleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğine katılma hakkından vazgeçemeyecekleri gibi, bu hakkı başka bir ulusa da devredemezler.
Eğer Çerkeslere uygun statü ve anayasal güvenceler verilmezse, önümüzdeki 100 yıl içinde bu halkın yok olma tehlikesi vardır. Böyle bir kayıp, uluslararası hukukun tüm normlarına, hümanizme, demokrasiye ve halkların haklarına aykırı olacaktır.
Çerkesler için Türkiye’de bu hakların elde edilmesi hayati bir gerekliliktir.
Sonuç
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan tüm Çerkesleri, uluslararası kabul görmüş demokratik haklar çerçevesinde halklarının çıkarlarını savunmak ve geliştirmek için aktif olmaya çağırıyoruz.
Martin Kochesoko
Çerkes kamu kuruluşu “HaBze” Başkanı